Bir Eğitimcinin Öyküsü
Hesabali Turan, Cumhuriyet’ten önce doğup 1939’da öğretmenliğe başlamış bir eğitimci. Bir Eğitimcinin Öyküsü, Cumhuriyet öğretmenlerinin yaşadıkları zorlukları göz önüne seren bir anı kitabı. Türkiye’deki öğretmenlik mesleğinin hangi aşamalardan geçtiğini, felsefesindeki değişikliği anlamak için Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki öğretmenlerin anlatılarına ışık tutmak gerekiyor. Dönemin öğretmen okulları ve Köy Enstitüleri’ni okumakta çok büyük fayda var.

Bir Eğitimcinin Öyküsü 3
Bir Öğretmen
Hesabali Turan, Artvin’in bir köyünde doğar. Babasının bir gün çevre köylerin birine iş icabı gitmesi ve orda bir öğretmenle tanışması ile başlıyor macera. Babası gördüğü bu öğretmenin oturuş kalkışından, giyiminden çok etkileniyor ve oğlunu okutmaya kara veriyor. En yakın okul çok uzaktır. Akrabalarının yanında kalması gerekecektir. Okul mesafesi 6 km ve yol çok engebelidir. Sabah ezanı ile çıkıp akşam ezanında evde oluyordu. Burada yürüyerek gidip geldiğini yazmaya gerek yok sanırım. Şehirlerde evine çok yakın okula dahi tek başlarına yürüyerek gidemeyen çocukların çağında yaşıyoruz. İlkokul ve ortaokul yolunda yaşadıklarını anlattığı kısımda –hatta öğretmen ve müfettişken bile- hayatta kalabilmesine şaşırıyorsunuz.
Okuldan Def Ol
Ortaokul ile ilgili bir hatırasında; okuldaki herkesin ayakkabısı olduğunu fakat kendisinin çarıkla okula gidip geldiğini anlatıyor. Öğretmen onu ayakkabı ile gelmeye zorlar, o da parasının olmadığını söyler ama öğretmen ‘ayakkabın yoksa okuldan defol git der’ Okumak istiyordur. Yemek içmek için 115 kuruşu vardır ve ayakkabı 100 kuruştur. O da ‘okulu açlığa tercih ettim’ der.
Baştan sona bir macera ve azim doludur kitap. Yapacağı işlerin en iyisini yapabilmek için çok çalışır. Geri planda kalmayı hazmedemez. Kendinde eksik gördüğü bir konuyu hemen öğrenmek için işe koyulur kısa zamanda eksikliğini giderir. Hatıratında, öğrencilik, öğretmenlik ve müfettişlik yıllarından bahseder. Karşılaştığı insanları ad soyadı ve işleri ile kaydetmeyi unutmaz. At sırtında yaptığı yolculuklar sizi bazen Rus hikâyelerindeki kahramanların yolculuklarını hatırlatır.

Bir Eğitimcinin Öyküsü 2
Değişmeyen Düzen(sizlik): Öğretmen Tasfiyesi
Son olarak onu derinden etkileyen ve unutamadığı bir anısını paylaşalım.
Bir gün vilayetten bir yazı gelir ve öğretmen sayısının azaltılması gerektiği, bunun için de kırk öğretmenin işine son verileceği bildirilir. Kırk öğretmen ‘tasfiye’ edilecektir. Bu işi için kendisi görevlendirilmiştir. O da okullardaki öğretmenlerle ilgili raporları toplar. ‘Kırk kişinin ekmeği ile oynayacaktım. Bunların husumetini kazanacaktım. Bir otele kapanıp çalıştım. O gün çok çetin bir gündü benim için’ diyor ve ekliyordu ‘Kırk kişinin tasfiyesini hükümet emretmişti. Benim yapabileceğim bir şey yoktu. Günlerce uyku uyumadım. Olayın şokunu üzerimden halen atamadım’
Kitap sizi Cumhuriyet döneminin eğitim camiasında bir gezintiye çıkartıyor.





