Beynimi ve ruhumu çerçeveleyen bir duvar var. Bu duvarı önüme ören ‘ne der ve en iyisi için bekle’ putlarıdır. Bu putlar ki düşmanlarımdır. ‘Ve düşmanlar ki kanıma susamışlar
kanlarına susamışım.’ İki puta-duvara- öyle esir edilmişim ki kurtulmak imkânsız gibi. Bende bir uzuv sanki. Kesip atamadığım, bırakıp kaçamadığım… Ne zaman bir işe niyetlensem bir karar versem hemen önümde aşılmayan bir dağ gibi beliriyorlar. Beni oyalıyor ‘Yok’ diyor ‘Otur oturduğun yerde, boş ver kim gidecek, kim yapacak, zaten iyi olmayacak şimdi yaparsan eksik kalacak. Sonra ne der el alem? Bekle en iyisini yapmak için bekle tam hazır olduğunda yaparsın. En iyisi olmadan harekete geçme. Mükemmel hazırlan, eksiksiz olsun o zaman yaparsın yapacağını’.

Hak veriyorum. Hazırlanmalıyım, çalışmalıyım harika olsun bütün hazırlıklarım. Mükemmel iş çıksın ortaya. Bu sefer hazırlanmaya çalışmam bile sorun oluyor. Hazırlık için , uygun zamanı kollamam gerektiğini belirtiyor ve duvar dikiliyor karşıma hazırlık aşamasında. Ben de öylece kalakalıyorum. Çepeçevre etrafımda uzayıp giden duvarın önünde. Biliyorum hep karşımda olacak ve beni engelleyecek. Eskiden atlayıp üstünden kaçardım ve saçma sapan da olsa cesaretimi toplar her işe koyulurdum. Korkmazdım. En iyisi için çalışır, olmasa da aldırmaz, emek verdim , ‘Adım Hıdır elimden gelen budur’ der geçerdim. Ama artık yüz defa düşünüyorum. Bir kere ancak cesaretimi toplayıp işe girişiyorum. Günümün çoğunluğunu gerçekleştiremeyeceğim projeler için harcıyorum. Gerçekleştirmiş gibi mutlu oluyorum ama özünde pişmanlık mayalanmış bir mutluluk bu. Endişe doğuran bir gebelik. Kafamda bitmemiş onlarca proje, hayata geçirilmeyi bekleyen taslak çalışmalar, yarım kalmış teşebbüsler ve yaşanmamış bir hayat.
Oysa Nazım Hikmet’in dediği gibi,
‘Fevkalâde memnunum dünyaya geldiğime,
toprağını, aydınlığını, kavgasını ve ekmeğini seviyorum.
Kutrunun ölçüsünü santimine kadar bilmeme rağmen
ve meçhulüm değilken güneşin yanında oyuncaklığı
dünya, inanılmayacak kadar büyüktür benim için.
Dünyayı dolaşmak,
görmediğim balıkları, yemişleri, yıldızları görmek isterdim.
Halbuki ben
yalnız yazılarda ve resimlerde yaptım Avrupa yolculuğumu.’
derken bile Dünya’ya gelmiş olmak memnun olmaya yeterken, bir ses ‘Hangi hakla memnun olma girişiminde bulunabiliyorsun? Ne yaptın ki veya bunca yaptıklarına rağmen bu nasıl bir özgüvendir(cahillik)’ diyor. Hakkım olmayan bir şey istemeye, dilenmeye utanıyor, susuyorum. Mutluluk hak edilmesi gereken bir şey midir? Bilmiyorum. Yaşamak kendin için mi başkaları için mi bilmiyorum. Duvar diyordum, beni çepeçevre saran, korkutan aslında olmayan, yani zihnimde uydurduğum bir heyuladır bunu da biliyorum. Bildiğim o kadar çok şey var ki hangisini bildiğimi bilemiyor ve elimde kalan tek şey bilmediğimi bilmem oluyor işte bu beni hayrete düşürüyor. Kendime yeni duvarlar inşa ediyorum. Çünkü ‘Benim kuvvetim :
bu büyük dünyada yalnız olmamaklığımdır.’ Derken bile yoldaşlarımla ayırıyorum yollarımı bir bir. Bunları olmayan duvarın üzerinden yazıyorum. Birazdan yıkılacak ve ben yeniden yeni hem daha sağlam duvarlar öreceğim kendime. Sonrası malum tekrar yıkma girişimi ve yeniden inşa, yık inşa et, yık inşa et, yık….








