…..
Benim doğduğum köyleri
Akşamları eşkıyalar basardı.
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
Konuş biraz!
Cahit Külebi

Okulların kapanmasına yakın Küçük Adam’a bir haller oldu. Denizlere, Ege sahillerine, Yunanistan yemeklerine ve tarihi yerlere karşı büyük bir ilgi beslemeye başladı. Bana sürekli bu yerlerin ne kadar güzel ve kültürel açıdan ne kadar önemli olduğundan bahsedip duruyordu. İlk başlarda buna sevindim, tarihe ve kültüre meraklı bir evlada sahip olduğum için onunla gurur duydum ama kazın ayağı öyle değilmiş. Bana hitapları da değişmeye başlamıştı: “Babacığım,” “Aslan babam,” “Kralsın baba,” “Bu hayatta ben en çok babamı sevdim” gibi sözler…
Yaz tatiline günler kala, nereden temin ettiğini bilemediğim havuz malzemeleriyle evin içinde arzıendam ediyordu. Bone, yüzme gözlüğü, şnorkel ve ayak paletleriyle serin ve derin denizlere açılmayı bekleyen, meraklı ve heyecanlı bir dalgıç gibiydi. Tabii ben de işkillendim. Yemek yerken “Hayırdır, nereden çıktı bu Yunanistan ve Ege sevdası?” diye sordum. Kem küm ettikten sonra “Tatil yaklaşıyor ya babacığım, ben de gideceğimiz yerlerle ilgili bilgi topluyor ve hazırlık yapıyorum” dedi.
“Evlat, biz her yaz nereye gidiyoruz?” “Babacığım, ben üç yıldır sizinleyim. Üç yıldır da memlekete gidiyoruz ama başka yerlere de gidiyorsunuzdur, değil mi?” (Sessizlik) “Şaka olmalı bu, babacığım. Arkadaşlarım her yaz farklı bir sahil kasabasına gidiyor. Biz de gidiyoruzdur diye düşünüyordum.”
“Tatil, memlekettir evlat.” “Ama ben arkadaşlarım gibi denize girmek, tarihi yapılar arasında dolaşmak, güneşlenip bronzlaşmak, doğayla iç içe olmak istiyorum.” “Tamam, dediklerinin hepsi Midyat’ta var. Beyazsu’da yüzer, eski taş evlerde tarihi yaşar, sıcakta pişer, bronzlaşırsın. Tarlada salatalık, bağda üzüm toplar; eşeğe biner, koyunları otlatır, tavukların altından yumurta toplar, böceklerle hemhâl olursun.”
“Of baba ya…”
Küçük Adam’ı ikna edemedim. Tatil denen kavramın hayatımıza girişini ve tüketilme şeklini hiç sevmedim. Denize sıfır, beş yıldızlı otellerde de kaldım ama hiçbir zaman rahat olamadım. Bu bir züğürt tesellisi de değil. Her neyse, aslında Küçük Adam haklı sanırım. Ben memlekette çocukluğumun izini sürüyor, beni ben olarak şekillendiren sokakları ve havayı hissetmek istiyorum. Orada, uçak modunda yaşayıp durulmak istiyorum. Çocukken gördüğüm, enerji dolu insanların şimdi yaşlı yüzlerinde, buruşmuş ellerinde, bükülmüş bellerinde çocukluğumun sırlarını görüyorum. Her taşa, her soluğa dokunan bir rüzgâr gibi sessizce dolaşmak istiyorum sokakları…
Belki de “Affan Dede’yi bulup ona para sayarım ve o bana çocukluğumu satar” umuduyla gidiyorum köyüme. Bir de annem var, esas gitme sebebimiz, her şeyden öte..
Sen de haklısın Küçük Adam. Ama planlamalarımız senin biraz daha büyümeni beklemek üzere kurulu. Büyü de gezelim.







