ÜÇ HARFLİLER
-Ben bıktım usandım, vallahi yıldım artık. Evimde ne huzur ne tat kaldı. Koca herifi her akşam bir başka yerden toplamaktan yoruldum. Hâkim bey, kocam böyle biri değildi. İşinde gücünde, ev erkeği bir adamdı. Ne olduysa mahallemize şu batasıca mekânlar açılınca oldu. Biraz da arkadaşlarına uydu. İlk önceleri merak için gidip gelirdi. Öyle uzun uzun durmazdı. Ama zamanla oradan çıkmaz oldu. Gitme dediğimiz zamanda olmadık şeyler söylüyor bizlere.
– Peki, kızım sen biraz soluklan bakalım. Evet, karını duydun. Ne diyeceksin?
– Valla hâkim bey, ne diyeyim. Bunca yıllık karım. Hakkı var üzerimde. Ama ne yapayım. Yaptığım şey kötü müdür? Yasak mıdır? Ayıp mıdır? Günah mıdır? Bir tek ben miyim? Koca koca adamlar, kadınlar var. Aramızda kalsın camii cemaati neredeyse fire vermeden hepsi toplanıp geliyor. Hatta camiye bile namaz için değil, bizim mekânlara gelmek için gidiyorlar gibi. Nasıl başladım merete ben de bilmiyorum. Önceleri sadece meraktan gidiyordum. Ne var ne yok göz atıp çıkıyordum. Her sabah önlerinden geçerken sıra sıra insanlar. Daha açılmadan itiş kakışlar, önce girmek için birbirini ezenler hatta kavga edenleri görünce buraların özel yerler olduğunu düşünmeye başladım.
Aslında her şey asgari ücrete çok büyük zam yapılmasıyla başladı. O andan itibaren tadımız tuzumuz kalmadı. Her şey ateş pahası. Eve ekmek götürmek zorlaştı. Herkes gibi ben de bir çözüm aramaya başladım. Ama yok. Efkârlıyım, umutsuzum, mutsuzum, parasızım. Bir umut diye yapıştım bu mekânlara. Gidiyorsam bir sebebi vardır. Evde beş boğaz bana bakıyor. Aldığım maaş kiraya mı, yola mı, çocukların okul harçlığına mı, pazara mı yetsin? Ek iş yapıyorum ama nafile. Nasıl yetecek bu kadarcık para? Daha fazla kazanmak için her gün mesaiye kalıyorum. Eve gelirken de çocuklara bir şeyler alabilir miyim diye kara kara düşünürken kendimi orada buluyorum. Ne yapayım yani bu kadar dert, ben gitmeyeyim de kim gitsin? Gidiyorsam bir sebebi var.
-Allah Allah, ne ilgisi var şimdi bunların!
– Efendim, ucuz mallar almakla başladım. Ama zamanla bu gidiş gelişler, bir tutkuya, bir ihtiyaca dönüştü. Akşam kapanıncaya kadar orada kalıyor bütün malları tek tek inceliyordum. Alıp kullanmak yerine seyretmek mallar hakkında yorum yapmak vazgeçilmez bir huy oldu bende. Mahalledeki herkes gelip bana ‘şunu nerden buluruz, ne zaman gelecek? Diye sormaya başladı. Ben de fiyatlarını, ne zaman ve nereye geleceklerini anında söylüyordum. Polisler bile malların sevkiyat tarihini bana soruyorlar.
-Kaç kişisiniz peki?
-Efendi, ilk günler 8-10 kişi çıkardık. Ara ara 20 kişi olduğumuzu bile hatırlıyorum. Fakat birer birer fire vermeye başladık. Karılarından izin alamaz oldu bazıları. Bizim hanım da gitme diye çok yalvardı ama ben karı sözü dinleyecek adam mıyım? Çocukları da üzerime saldı. Bacaklarıma yapışıp ‘ n’olur babacığım gitme o yerlere’ diye salya sümük ağlıyorlar her seferinde. Ama benim bunlara karnım tok. Bir alışkanlığımız var, arkadaşlarla kafa dağıttığımız, kendimizden geçtiğimiz, onu da elimizden almasınlar efendim. Kumar mı oynamışım, sigara mı içmişim, adam mı vurmuşum ki karım benden boşanmak istiyor. Ben ne yaptımsa karım ve çocuklar için yaptım. Gideceğim efendim her gün gidecek ve fizibilite çalışması yapıp her kuruşun hesabını ince ince yapıp alışverişimi yapacağım.
Mahallede alışveriş yapıp borç olarak deftere yazdıracağımız bakkal mı kaldı? Ben bu marketlerin tiryakisiyim, kanıma işledi efendim. Karım beni mazur görsün. Bu ‘üç harfli marketler’ benim sigaram, alkolüm, kumarımdır velhasıl vazgeçilmezlerimdir. Üç kuruş daha ucuz kar a-edeceğim diye market market gezmemiz ayıp mı? Ayıpsa bu ayıp benim değil, bizi bu hallere düşürenlerindir. Diyecek başka bir şeyim yoktur.







