PARANOYAK
Bilirim, bir ben bilirim; karın beni üşütmek, yağmurun beni ıslatmak, dolunun da beni yaralamak için yağdığını. Gördüm; beni ısırmak için köpeklerin havladığını, yılanların uçtuğunu, yarasaların vampirlere dönüştüğünü.
Gökyüzü, beni korkutmak için şaklatıyor kırbacını. Ya güneşe ne demeli? Ah o hain güneş, gündüzleri tenimi yakar, geceleri sırf ben uyuyayım da rüyama karabasanlar girsin diye kaybolur ortalıktan.
OKUL
Oyun aklıma gelmesin diye bahçesiz yapılır okullar. Taşırken yorulayım diye kalın yapılmıştır kitaplar. Öğretmenler beni sınıfta bırakmak için soru sorar, sınav yapar. Uykumu getirmek için durmadan konuşur öğretmenler. Ezberlediklerimi kullanamayayım diye değişir her yıl müfredat. Arkadaşlarım hata yaptığımda, bir daha tahtaya kalkmayayım diye güler bana. Dışarı çıkıp gezmeyeyim diye çok ödev verir öğretmenler. Az oynayayım diye kısa yapılmıştır teneffüsler ve upuzundur dersler. Çalışmadığım yerden sözlü olurum hep. Ödevlerimi yapamayayım diye kesilir sular. Fazla hareket etmemem içindir o kaba saba masa ve sıralar.
ŞEHİR
Şehir, ruhumu sıkmak için devamlı büyür. Gideceğim yere ulaşamayayım diye uzun yapılmıştır yollar. Hele dilenciler. Hele dilenciler sadece ben vicdan azabı çekeyim diye mendil açarlar yollarda. Yıldızları görmemem için ışıklandırılır her taraf. Üzerine salıncak kurmayayım diye kesilir ağaçlar. Uçurtmam uçmasın diye vazgeçer rüzgâr esmekten
Şarkılar ben duyayım diye her yerde çalınır, şarkılar ki kaybettiklerimi hatırlatıyor her daim. Ne kadar çok şey kaybetmişim meğer: Küçükken istediğim kadar kırlarda dolaşmayı, bağ bozumu zamanında bağda yatmayı, yırtık pırtık elbiselerle dolaşma özgürlüğünü, utanmadan, sıkılmadan, hesapsızca konuşmayı; sabahtan akşama kadar top oynamayı, saatlerce gökyüzüne bakmayı, damda geceleri yıldız saymayı ve onları sahiplenmeyi, yetiştirilecek bir iş kaygısı olmadan, yarını hesaplamadan güzel bir uyku çekmeyi……….Bütün bunları aslında yan cebime koymuştum. Tekrar yaparım diye ama cebim delikmiş, hepsi hayallerim gibi sağa sola saçıldı. Şimdi ben yukarıda saydığım bunca güzel şeylerin peşindeyim.
TESSSÜF
Einstein Amca, zaman makinesine binip geçmişe gitmeyeyim diye erken öldü. Zaman makinesini icat etseydi onu da –tabi isterse- götürürdüm köyümüze. Hatta onu mahalleler arası gazozuna maç yaptığımız oyunda kaleye geçerdi. Şemburek yapardı annem, yerdik beraber. Saçını da tıraş makinesi olan komşumuza kestirirdik. Yazık saçları çok dağınık ve kirli gözüküyor. Kısacası o gitti ama ben umudumu halen yitirmedim öylece bekliyorum yol başında, gelip geçenlere soruyorum onu gören var mı diye. Sahi siz onu veya en azından kaybettiklerimden birini gördünüz mü hiç? Mesela oynarken öttürdüğüm bilyelerimi, yok mu? Peki bundan da vazgeçtim ya bilye oynayan çocukları? Onları bir yerlerde oyalanırken görürseniz lütfen beklediğimi söyleyin, ellerimde kırık bir iki bilyeyle…
2001







